Piyasalar : 
Türkiye'nin Orta Gelir Tuzağı'ndan çıkış yolu özgürlükler (mi?)

Türkiye'nin Orta Gelir Tuzağı'ndan çıkış yolu özgürlükler (mi?)

Orta gelir tuzağından kurtulmaya çalışan Türkiye için finansal krizden kurtulmaya çalışan İngiltere bir esin kaynağı olabilir mi? Bilgi ekonomisine, patent ve faydalı modele dayalı üretime, yüksek katma değerli üretim desenine ve güçlü markalara nasıl ulaşabiliriz? Üniversitelerimiz, teknoparklarımız, AR-GE merkezlerimiz ve fabrikalarımız olsa da, rekabetçi ekonomi için neye muhtacız? Cambridge Üniversitesi’nden McLaren Fabrikası’na, Windsor Sarayı’ndan St.John İnovasyon Merkezi’ne, Downing 10 Numara’dan Guardian gazetesine uzanan 10 günlük bir çalışma gezisinde bu ve benzeri soruların yanıtını aradım. İşte gördüklerim, duyduklarım ve daha da önemlisi hissettiklerim.       

Üç yıldır İngiltere Dışişleri Bakanlığı görevini sürdüren William Hague’in vizyonu doğrultusunda 2013 yılında düzenlenmeye başlayan Geleceğin Uluslararası Liderleri Programı dünyanın farklı ülkelerinden 10 genç lider adayını 10 günlük yoğun bir program kapsamında İngiltere’ye getiriyor. Ben de bu program kapsamında Mayıs ayında Japonya’dan Meksika’ya, Çin’den Mısır’a uzanan ülkelerden dokuz genç liderle birlikteydim. İngiltere’de bir yandan siyasetten ekonomiye, bilimden sanayiye farklı kurumları yerinde incelerken diğer yandan da gördüklerimizi kendi ülkelerimiz bağlamında değerlendirme ve karşılaştırma imkanı bulduk. 

İncelediğimiz kurumlar aynı olsa da her birimizin aklında farklı sorular vardı. Meksikalı ve Bahreynli katılımcılar yenileşim ekonomisi inşasının peşindeyken Çinli ve Mısırlı katılımcılar demokratik kurumların inşası için kafa yoruyorlardı. Kimimiz İngilitere Anayasa Mahkemesi Kurucu Başkanı Lord Nicholas Phillips ile sürdürülebilir demokrasinin izini sürerken kimimiz de St.John İnovasyon Merkezi direktörü David Gill ile sürdürülebilir kümelenme modellerinin izini sürüyordu. Sorularımız farklılaşsa da hepimizin arayışı benzerdi: Daha iyi bir ekonomi, daha iyi bir demokrasi, daha iyi bir toplum, kısacası daha iyi bir yaşam nasıl mümkün olabilirdi?

Her gittiğim kurumda ve her tanıştığım kişide Türkiye’yi orta gelir tuzağından kurtaracak ipuçlarını ararken buldum kendimi. 800 yıllık Cambridge Üniversitesi’nin kuluçka merkezinde de, Silicon Valley örneğinden yola çıkarak Londra’daki Silicon Roundabout’ta beş yıl içinde kümelenen 5.000 firmalık Tech City’de de, Avrupa’nın ilk kuluçka merkezi St.John İnovasyon Merkezi’nde de aynı yanıtı buldum. İşte bizim orta gelir tuzağından çıkmamızı sağlayacak son derece kolay, kolay olduğu ölçüde de son derece zor püf noktası.

Nobel ödülü almış 89 biliminsanına ev sahipliği yapan Cambridge Üniversitesi mezunları arasından 15 İngiltere başbakanı çıkarmış ve dünya üniversite endekslerinde hep ilk 10’da yer almayı başarmış bir başarı hikayesi. Geleneğin adresi olmuş 800 yıllık bir kurumu yenileşimin ve teknolojinin adresi yapmak kolay olmasa gerek. Başarının sırrını tek cümleyle özetlemek gerekirse: hepsi özerk 31 “College”, 150 Bölüm ve kendi kendini yöneten 6.000’in üzerinde biliminsanı. Biber gazı yerine ağaç ve çiçek kokuları soluyan 18.000 öğrenci. Uzun lafın kısası özgür ve özerk bir yerleşke.

Londra’da Silicon Roundabout sokaklarında yürürken yine aynı sorularar vardı aklımda. Beş yıl içinde 5.000 start-up’ın yanı sıra Cisco, Facebook, Google, Intel, McKinsey & Company ve Vodafone gibi çok sayıda büyük yatırımcıyı çekmeyi başarmış Tech City’nin sırrını araştırdım. Bize eşlik eden Ticaret ve Yatırım Bakanlığı yetkilisi “bu soruyu hep sorarlar” dedi. Sonra da parmağıyla caddeleri dolduran kafeleri, barları, restoranları ve duvarları süsleyen eğlence ve sanat etkinlikleri duyurularını gösterdi. “Yaratıcı insanları Tech City’ye çeken işte bu özgürlük ortamıdır” dedikten sonra ekledi: “Buradaki girişimcilerin birinci talebi özgürlüktür!”

Benzer bir anlayışı Avrupa’nın ilk kuluçka merkezi St.John İnovasyon Merkezi’nde de görmek mümkündü. Genç girişimciler piyasanın miyop dayatmalarının dışında özgürce vizyon ve hayallerinin peşinden koşuyor, gönül rahatlığıyla “yanlış” adımlar atıyor, kimi zaman iflas ediyor, kimi zamansa tek sermayesi yaratıcı bir fikir olan start-up’larını 10 milyar dolara satıyorlardı.

Demek ki üniversitelerimiz, teknoparklarımız, AR-GE merkezlerimiz ve fabrikalarımız olsa da, girişimcilerimiz teşvik, hibe ve vergi muafiyeti politikalarıyla desteklense de bunlar rekabetçi bilgi ekonomisi için yeterli değildi. Patent ve faydalı modele dayalı yüksek katma değerli üretim desenine ve güçlü markalara ulaşmanın yolu yaratıcı sınıflardan geçiyordu. Yaratıcı sınıflar ise özgürlükler ikliminden beslenen, özgürlüklerin kısıtlandığı baskıcı coğrafyaları hızla terkeden “nazenin” bir topluluktu. İşte tam da bu nedenle orta gelir tuzağından çıkışımız için gereken Cambridge, Tech City ve St.John’da solunan özgürlüklerdi. Özgürlükler iklimi bizim ekonomimize de uğrar mı dersiniz?